Ana içeriğe atla

Gaziantep Notları :)

Güneydoğu'nun mutfağından mıdır, tarihinden midir bilmiyorum, sihirli ve gizemli bir etkisi oluyor bu bölgenin bende. Ciğer yiyemediğim 27 yılın üstüne ilk kez Şırnak/İdil'de yediğim lezzetli "şey"in ciğer olduğunu öğrendiğim an yaşadığım şaşkınlık hala güncelliğini koruyor...

Yolculuğumuz Gaziantep'e oldu bu sefer. Hasan Kalyoncu Üniversitesinde düzenlenen "Üstün Yetenekliler ve Eğitimi Kongresi"ne sözel bildiriyle katıldım ben de. Nasıl geçeceği ile ilgili bir belirsizlik vardı; yol boyu Kadir ve Zeynep'e yapacağım sunumu kaç kere sunup uyumalarına engel oldum hatırlamıyorum...

Eskiden yola çıkmak tuhaf bir şekilde rahatsız ederdi beni; oysa şimdi uzasın istediğim yollar oluyor, yol gittikçe değişen her şeyin yarattığı farkındalıkla, sebepsiz mutlu oluyorum .. Yaşlanıyor muyum bilmiyorum; tek bildiğim bu düşünsel devinimin bana çook iyi geldiği... Leyla da alıştı sanırım bu yolculuklara; koltuğuna oturup dışarıyı izlerken gözlerinde ve zihninde okuduğum şeyler öyle söylüyor :)

Yolculuğumuzun dingin ve yumuşak geçişleri arabamızın refüje çıkış anıyla dönüşüme uğradı diyebiliriz... Ardından iş güvenliği uzmanı ciddiyeti ve hassasiyetiyle sevgili Zeynep'in durum değerlendirmeleri, oto tamircisine çevirdi rotamızı. Kısa sürede sorunun halledilmesiyle yeniden yola koyulduk.

Kahramanmaraş il sınırı geçtiğimiz andan itibaren sevgili yol arkadaşlarımın sormaktan çekindiği birtakım sorular gündemimiz olmaya başlamıştı...



-Antep'te nereye gideceğiz?

-Nerede kalacağız?
-Her şey hazır değil mi?


Son birkaç yılda ne yazık ki yapılacak işler konusunda çok plansız ve gelişigüzel hareket ediyorum; hiç iyi bir şey değil biliyorum ama ah şu yoğun ve telaşlı geçen günler...


Yok, yok, yok... Konaklamak için tek bir yer bulamıyoruz! Baharın gelişiyle her hafta sonu düzenlenen turlar, yerli yabancı turistler... Güneydoğu'daki bu ciddi potansiyele şaşırıp aynı anda da yaşadığımız topraklardaki değeri hep bir ağızdan tekrarlıyoruz...

Nihayet buluyoruz tam bize göre bir yer; otellerindeki tek boş oda olduğunu öğrenir öğrenmez alelacele ayırtıyoruz hemen... Neredeyse bulamıyorduk kalacak yer; bu da bana ders oldu!

..............

Odamızda biraz nefes alıp yorgunluğumuzu attıktan hemen sonra (Leyla'nın da "fazlaca" enerjik olduğunu gözlemleyince) Gaziantep'in leziz yemeklerine "Merhaba!" demek üzere keşfe çıktık.

Aman Allah'ım o neydi! Salaş ve sade mekanlarındaki küşlemeler, kebaplar, lahmacunlar... Kadir Usta'ya buradan selam olsun; Antep'e yolu düşen herkes gidip yesin Kadir Usta'da yemeğini, üstüne de bir ayran çeksin ohh! Fakat masa etrafında nasiplenmeye çalışan sinek kardeşleri çok da şey yapmayacaksınız :)

Kongreden hemen önce mideme verdiğim bu ziyafet, sahnede sıramı beklerken bardak bardak suları içmeme neden oldu evet :)

Hasan Kalyoncu Üniversitesi kampüsüne bayıldık biz. Çok güzeldi gerçekten... Prof. Dr Yaşar Özbay, Prof. Dr Şener Büyüköztürk hocalarımın misafirperverliği, sıcakkanlılığı çok kıymetliydi bizim için... Bütün ekibin ilgisi, emeği karşısında gözlerimiz pırıl pırıl geleceğe dair ümidimizi yeniden yeşerttik, en azından yeşerttim :)

Leyla yine yaptı şovunu tabii orada da; sahne, ışık ve seyircileri çok seviyor o da annesi gibi... Devam Leyla! :) 

Sunum sonrası kırsalda yaşadığım deneyimlerden etkilenip hocalarım tarafından "gerçekten" değerli bulunup ödüllendirilmek bambaşka bir gururdu. Unutamayacağım(ız) çok hoş bir anı olarak kayıtlara geçti...

......

"devamı gelecek" :)




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sürpriz Bebek!

Ne zaman ki çocukluğumdan, geçmiş yıllardan kalan "bazı" anılarımı yazmaya, konuşmaya ya da herhangi bir şekilde paylaşmaya çalışıyorum; anlıyorum ki içimde açtığı yara iyileşiyor, atıyor kendini... Bu yazı, işte tam da öyle bir yazı...
Çocukluk yıllarımda eksikliğini hissettiğim hiçbir şey olmadı desem doğru söylemiş olurum. Bu "çok" şeye sahip olduğumuz için değildi aslında; buradaki "çok"tan ne anladığımız ile ilgili belki de... Orta gelirli, her yıl "Ocak" ayında tüm kredi borçlarının kapanacağı müjdelenen ve fakat evdeki hesapların çarşıya uymayıp bir sonraki ocak ayını iple çeken; insanların gülmek, biraz olsun kafa dağıtmak için uğradığı, nasıl olur da her şeye bu kadar iyimser yaklaştığımız anlaşılamayan bir aileydik. Düzeltiyorum; "çok" şeye sahiptik. Bugün dolu dolu gözlerle bize (Zeynep ve bana)  bakan, gördüklerinde sımsıkı sarılan, bize ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlatan birileri varsa bu canım babam ve annemin yaşamda…

Bir Yaş Alma Belirtisi Olarak: Kalp Yorgunluğu...

Neresinden başlamalı bu yazının, doğrusu ben de bilmiyorum... Ve fakat uzunca bir süredir zihnimin içinde sürekli dolanıp duruyor; tüm özneleri, yüklemleri, belirtili ve belirtisiz nesneleriyle..
Üniversitede çok sevdiğim bir hocamdan ilk kez duyduğumda (muhtemelen gündemimde bambaşka konular olduğu için) kendimce tuhaf karşılamış, hatta içten içe cinsiyetçi bir söylem olduğunu düşünüp çok sinirlenmiştim; "Annelik bir hastalık; anne olan kadınların çoğu gerçekten hasta oluyorlar." demişti konuşmamızın bir yerinde. 
Leyla doğduktan sonra tam da lohusalık döneminde ben de gereksiz yere zihnimi türlü kötü senaryolarla meşgul etmiştim evet ama bunun o döneme has bir özellik olduğunu bilerek çok da takılmamıştım aslında. Oysa bugün annelikte 2. yılını tamamlamış bir kadın olarak iyimserlik adına ne kadar yol aldığım ciddi bir tartışma konusu...
Geçenlerde hayatımda ilk kez canımı sıkan pek çok şeyin; ki bu şeylerin Dünya geneline özgü mevzular olduğunu ve kendi küçük dünyamızda …

Kadir'e...

Bundan yıllar evvel (9 sene önce) Kadir'le yaşama dair ortak hayaller kurmaya başladığımız dönemde bir sürü şey konuştuk, planladık, hedefledik... Etkileşimli ve zamanla şekillenen bu süreç, matruşka bebekleri anımsatır bana hep; iç içe geçmiş sıralı bir dizi şenlikli hayaller...
Yaşamın ironik hallerinde buluşuyorduk çoğunlukla; konuşmalarımıza uzun süre ciddi şeyler uğramadı hiç. Esprilerin havada uçtuğu günlerde bir de baktım ki uçan benim! Günler, aylar, yıllar geçerken yüzündeki naif hikayeyi her gün okumayı, 1 Mayıslarda birlikte söylenecek marşlara tercih etmiştim; zaten sesim kimseler eşlik etmezken bana daha güzel :)
Beraber yazıp yönetmeyi düşündüğümüz bir tiyatro oyunu fikrinden başlayıp bugünlere uzanan bir yol arkadaşlığı öyküsü... Ha hala oturup da iki satır yazamadık ama olsun :)
Her yeni güne yeni şeylerle uyanıyorum kendim bileli. Bu, enerjimi çoğu zaman dinamik tutsa da, kendimi zamanın ritmik tik-taklarına bırakıp, biraz da yalnızca bu sesi duymak istediğim zam…