Ana içeriğe atla

"Yapma Demiyorum; Hobi Olarak Yine Yap"


  İnsan bir çocuğu olacağını öğrenince yüzlerce soruyla geçiriyor günlerini ve sanırım o sorular zamanla akılalmaz bir hızla çoğalarak varlığını sürdürüyor, sonu hiç gelmiyor... Tüm anne babalar gibi ruhen ve bedenen sağlıklı, mutlu ve iyi bir insan olması en büyük dileğimiz. Endişelerimiz bir yana, ondaki gelişimlerin de heyecanlı takipçileriyiz. 

  Leyla'nın anne-babası olarak yeteneklerimiz konusunda idare eder vaziyetteyiz (bu bizim değil, kamunun genel görüşü aslında:). Sanatın bazı alanlarına özel ilgilerimiz var evet; Leyla'da bunların hangilerini göreceğiz ya da göremeyeceğiz sabırla bekliyorum.

  Çocukluğumda birileriyle konuşmak, insanları dikkatle gözlemlemek, gözlemlediğim her şeyde beni güldürebilen bir şey aramak ve bunu paylaşmak çok sevdiğim ve eğlendiğim bir şeydi. Aile içinde işi büyüterek tek kişilik gösterilere başlamıştım; geniş ailemizde hepimizin bir arada olduğu akşamlar bana görünen halleriyle sırasıyla herkesin taklidini yapıyordum. Kahkahalarla gülenler olduğu gibi, sahnedeki halini beğenmeyip itiraz edenler de oluyordu; enişteler başı çekiyordu eleştirilerde :) 

  Evde kendi kendime yazıp oynamaktan öte bir şey istiyordum; bir tiyatro kursuna yazılmak örneğin... İlkokul üçüncü sınıftaydım, annemle babam isteğime kısa zamanda yanıt verdi; hafta sonları en çok kendim olabildiğim yerdeydim artık. Çok güzel günlerdi çok... Yıllar yıllar sürdü o hafta sonları. 

  Çok şey kazandım o yıllarda, kaybettiklerim de oldu elbet. 

  Tiyatro her geçen gün benden daha fazlasını istiyordu; ramazan çadırı kulisinde ertesi sabahki fizik sınavıma çalışırken buluyordum kendimi, gireceğim üniversite sınavına bir gün kala ben hala birtakım sanatsal işler peşindeydim ve gece gelmiştim eve, tiyatro için severek yaptığım her şey inceden canımı acıtmaya, benim için yük olmaya başlıyordu, yaptığım tek şeye dönüşür olmuştu, aileme sevdiklerime ayrılan zaman fark etmeden azalır oluyordu, iki arada bir derede kalıyordum çoğunlukla; öyle ki "ne İsa'ya yaranabiliyordum, ne Musa'ya", başlangıçta haftada 3-4 saatimi alan tiyatro zamanla ciddi bir mesai gerektiriyordu, başka bir seçenek sunulmuyordu aksi gibi; "Ya sev ya terk et!"e kadar gitti mevzu. 

  Sevdim evet, sevdiğim için de terk ettirildim ne yazık ki... Çok acı bir şekilde "İrem" olduğum ve yaşamım üzerinde başka karar mekanizmalarına yer vermediğim için, bir de baktım (adına ne derseniz deyin) atılmışım, kovulmuşum; ne tebliğ var ortada ne de başka kağıt üzerinde bir işlem...

  Anladım ki yanlış yere denk gelmişim.
  Anladım ki hiç anlaşılmamış ve anlamamışım.
  Anladım ki ödüllere değer "emek" anlayışımız bambaşkaymış.
  ....

  Sen başlığa takılma Leyla'cığım; yolu sanattan-spordan geçen her gencin ailesinden duyduğu bir söz o. Sanat hep olsun hayatında; sana tavsiyem kendi doğrularının arkasında olabileceğin yerde ol, anne baban olarak bizim bile söz sahibi olamayacağımız kalbinin ve zihninin ince yollarında kimselerin kazma küreklerle gezinip yeni yapılar inşaa etmesine izin verme, istemediğin hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsin, yapmak istemiyorsan yapma...
"Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor, terke mani olan ne?"
 Bir de kızım senelerce halk oyunları oynayıp ben tiyatrocuyum deme bana sakın e mi:)

-Annen-




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

-1-

Ah Leyla! Hayatıma ruhunu getireli,paletime tonundan bi'haber olduğum çeşit çeşit renkleri katalı bir yıl, koca bir yıl olmuş ha! Geçerken yavaş gibi ama buradan bakınca da ne hızlıymış dedirtiyor insana...
  Doğduğun güne ait her an, aynı tazelikte koruyor yerini. Taze anneye, kucağına bebeği verilir verilmez, doğum sonrası ilk muayene sonuçlarını anlatıyordu bir doktor:
-Kalbinde delik var, çocuk kalp doktoruna muayene olması gerek; gidebileceğiniz isimler bu kağıtta yazıyor... -Sol ayağında içe doğru bir eğrilik söz konusu; düzelmeyebilir, takip edilmesi gerek... -Sarılık değerinin yüksekliği beyne zarar verebilir; kontrol altında tutulmalı...
  Bir süre sonra farklı bir gezegene yerleşmiş, frekans ayarlarım bozulmuş, söylenilenleri farklı sinyallerle eşleştirmeye çalışıyordum... Anneliğin yükledikleri ve yükleyeceklerinden gözüm korkmuştu belli ki, daha ilk günden.
  Uzun zaman artık pijamalarla yapışık yaşayacağımı düşündüm, hayatımda başka şeylere yer yoktu, olmayacaktı d…

Anası Turp, Babası Şalgam, Sen İçinde Gülbeşeker!

15. aydan bildiriyorum; çok acayip büyüyorlar!

  Leyla artık bizi bizle anlatıyor; birebir yaptığımız her şeyi yeri ve zamanı geldiğinde cuk diye oturtuyor. Bu kararlı ve emin tavrı zaman zaman düşündürse de beni, içimden hep cabbar olmasını diliyorum; yalan yok! Cabbarlık ve cadalozluk arasındaki o ince çizginin sıkı gözlemcisiyim; fırsatını bulduğunda çizginin her iki tarafında da seyredebiliyoruz kendisini çünkü. Gerçi bu yalnız anne ve baba olarak bizim fikrimiz. Leyla'nın bizden uzakta vakit geçirdiği anneannesi, babaannesi, dedesi, halası, teyzesi vs. hiç de hemfikir değiller bizimle; sakin, ılımlı, yumuşacık bir poğaçaymış onların yanında...

  Onunla ilk göz göze geldiğimiz andan bugüne kalbi ve zihninde yerleştirdiği her şey; gülüşünden, bakışından, sarılışından, ellerini boşlukta savuruşundan, bir yerlerden çıkıyor karşımıza. Hemen hepsinde yeniden kendime dönüp, içimde sessiz bir yolculuğa çıkıyorum.

  Leyla'nın ilk dediği sözcüklerden biri (ve belki de en çok kullan…

Sürpriz Bebek!

Ne zaman ki çocukluğumdan, geçmiş yıllardan kalan "bazı" anılarımı yazmaya, konuşmaya ya da herhangi bir şekilde paylaşmaya çalışıyorum; anlıyorum ki içimde açtığı yara iyileşiyor, atıyor kendini... Bu yazı, işte tam da öyle bir yazı...
Çocukluk yıllarımda eksikliğini hissettiğim hiçbir şey olmadı desem doğru söylemiş olurum. Bu "çok" şeye sahip olduğumuz için değildi aslında; buradaki "çok"tan ne anladığımız ile ilgili belki de... Orta gelirli, her yıl "Ocak" ayında tüm kredi borçlarının kapanacağı müjdelenen ve fakat evdeki hesapların çarşıya uymayıp bir sonraki ocak ayını iple çeken; insanların gülmek, biraz olsun kafa dağıtmak için uğradığı, nasıl olur da her şeye bu kadar iyimser yaklaştığımız anlaşılamayan bir aileydik. Düzeltiyorum; "çok" şeye sahiptik. Bugün dolu dolu gözlerle bize (Zeynep ve bana)  bakan, gördüklerinde sımsıkı sarılan, bize ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlatan birileri varsa bu canım babam ve annemin yaşamda…